Menü Kapat

‘Yap-İşlet-Devret’ projelerinde kur riskini görevli şirketler almaktadır

Bu projelerde, belirlenen tarifenin döviz bazlı olması, ilk bakışta yatırımcının hiçbir kur riski taşımadığına, hatta kurdaki yükselişin yatırımcının lehine olduğuna yönelik bir kanaat oluşturmaktadır.

Ancak bu projelerin temel özelliği; belirlenen hesaplama döneminin (1 yıl veya son birkaç güncel projede 6 ay) başında devletin o günkü döviz kuru ile tarifeyi Türk Lirası cinsinden sabitlemesi ve kullanıcılara tarifenin ancak TL bazlı bu tutar üzerinden uygulanmasına izin vermesidir. Bu nedenle hem ilgili hesaplama dönemi boyunca Görevli Şirket’in gerçekleşen trafikten elde edeceği ciro, hem de ilgili hesaplama döneminin bitmesi sonrasında (uygulanan hesaplama dönemine bağlı olarak, ilgili dönemin başından 8 ay veya 16 ay sonra) devletten aldığı garanti ödemesi, TL bazlı bu tarife üzerinden hesaplanmakta ve yine TL bazında tahsil edilmektedir.

Buna karşılık Görevli Şirket’in temel nakit çıkışı olan kredi anapara ve faiz ödemeleri yabancı para döviz cinsindendir. Bu durum hem Görevli Şirket adına bir kur riski oluşturmakta, hem de Görevli Şirketin nakit akışında ciddi bir kur uyumsuzluğuna yol açmaktadır. Bu riski bertaraf edebilme adına Görevli Şirket’in bir finansal araç olan forward satın alarak ileri tarihte alacağı dövizin kurunu dönem başında sabitlemesi gerekmektedir. Tabii ki bu finansal aracı satın alırken Görevli Şirket ilave bir maliyete katlanmak durumundadır. TL’nin hızlı değer kaybına uğradığı ve döviz kuru volatilitesinin yüksek olduğu dönemlerde, doğal olarak forward maliyetleri de normalden daha fazla artmakta ve bu durum Görevli Şirket’in aleyhine olmaktadır.

Buna ilave olarak; Görevli Şirket’in bu işlemi verimli bir şekilde ve asgari maliyetle yapabilmesi için, ilgili nakit akışlarının zamanlamasını da mümkün mertebe doğru tahmin etmesi gerekmektedir. Dolayısı ile ilgili hesaplama döneminin başında; gelirinin ne kadarının gerçekleşen trafikten ne kadarının ise dönemin bitiminden sonra devletten alacağı garanti trafik bedelinden elde edeceğini gerçeğe yakın belirleyebilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu projeksiyon için Görevli Şirket’in başvurduğu temel referans, geçmiş dönemlerin trafik performansı olmaktadır. Ancak döviz kurundaki hızlı yükseliş, kullanıcıların alım gücünü düşürmesi nedeni ile talebe de olumsuz etki edeceğinden dolayı Görevli Şirketin forward satın alma maliyetlerini daha da arttıracak bir parametre olacaktır.

Son olarak; garanti trafikten doğan ödemenin devlet tarafından ilgili dönemin bitiminden sonra yapıldığı dikkate alındığında; talepteki düşüş ayrıca Görevli Şirket’in cirosunda da bir ötelemeye neden olmakta ve bu da forward satın alma maliyetlerinden bağımsız olarak Görevli Şirket’e ilave bir işletme sermayesi maliyeti yaratmaktadır. İlave olarak, hızlı döviz artışlarının yol açtığı geçiş ücretlerindeki hızlı yükselişler tesise karşı kamuoyunda negatif algı yaratarak hem projeye hem de yatırımcılarına itibar kaybettirmektedir.

Sonuç olarak; yukarıda belirtilen üç temel faktör nedeni ile yabancı para döviz kurundaki artış, kamuoyundaki yaygın kanaatin aksine Görevli Şirket’in lehine olmadığı gibi, bizzat çok çarpıcı şekilde aleyhinedir.  İçinde bulunduğumuz pandemi dönemi de dahil olmak üzere mücbir sebep durumları da; dünyadaki olağanüstü ekonomik koşulların da etkisi ile kur riskini arttırması nedeni ile YİD projelerinin yatırımcıları için bir dezavantajdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir